YETER Kİ ALLAH’ A ŞÜKRET (HİKAYE)
Günlerden Cuma idi. Bu hayırlı günde kapı
yine çalmıştı ve gelen ev sahibiydi. Gelme sebebi zaten malumdu; kirayı almaya
gelmişti. Ama kapıyı açan Ali’nin, kira için ödeyeceği parası yoktu ve o yüzden
Ali: “-Şu an param yok ama en kısa zamanda ödeyeceğim” dedi; ev sahibine. Ev
sahibi de, mecburen kabul etmiş ve evine geri dönmüştü. Ali üzüleceği,
sitemleşeceği durumda bile Allah’ a şükrederdi ki bu duruma da şükretti. Neden
mi? Eee bu gün biraz daha erken uyandı. Ali için bundan daha güzel bir şey var
mıydı ki? Yoktu tabii ki. Çünkü; bu gün Cuma Namazı için temizliğini yapıp,
Cuma’nın Fazileti’ne nail olacaktı. “Bardağın dolu tarafından bakmak” diye buna
derler galiba. Ahh Ali ahh… Senin bu çektiklerinden sonra hâlâ böyle
şükredebiliyorsan… Ne diyeyim sana. Abarttığımı sanacaksınız ama aynen ahh
çektiğim gibidir. Çünkü; Ali İmam-Hatip Lisesi son sınıfı okurken, anne ve
babasını yitirmişti. Mekânları Cennet olsun ki çok efendi bir çocuk yetiştirmişlerdi.
Ali öksüz kaldığı için, liseden sonra
üniversiteye gidememişti. O yüzden çalışmaya başlamıştı; bir halde. Halde
hamallık yapar geçimini öyle sağlamaya çalışırdı. Onun için zor olsa da bunu
yapmak zorundaydı ki yapıyordu. Bu gün de, Cuma’dan önce parasını almaya
gidecekti; ustasından. Hale gitmek üzere yola koyulur ve nihayet hale varır.
Ustasının ofisini arar oldu Ali’nin gözleri… Ustasının ofisini seçen Ali, ofise
doğru yürür ve içeri girer, girerken de: ”-Selamın aleykum.” der. Ustası da:
“-Aleykum selam.” diyerek; Ali’nin selamını alır. Ali hemen konuya girer ve der
ki: “-Usta paraya ihtiyacım var. Bu maaşı versen diyorum.” der. Ustası Ali’ye:
“-Ne parası yok sana para falan!” diye söylenir. Ali üslûbunu hiç bozmadan:
“Neden, ne oldu ki usta, bir yanlışlık mı yaptık?” diyor. Ustası: “-Hiçbir Cuma
Günü seni burada göremiyorum, eksik çalışıyordun, o yüzden sana para falan
yok.” der. Ali tatlı bir gülümsemeyle: “-Yapma usta, zaten haftada bir gün
tatil yapıyorum o da; Cuma Günü idi. Hafta sonlarını hiç aksatmadım. Hatta
Pazar Günleri bile buradaydım. İstersen burada çalışanlara sorabilirsin.” der.
Ustası: “-Ben bilmem Cuma Günleri de burada olacaksın yoksa olmaz.” der. Ali,
ustasının bahane aradığını biliyordu ve bu yüzden kendini hiç sıkmadan oradan
ayrılıyordu. Ali kalbinden: “Ustam hakkım sana helaldir” diyordu. Ali tam
çıkacakken bir telefon gelir ustaya ve o telefondan sonra usta yere yıkılır.
Ali bu duruma şaşırır ve ustasının yanına koşarak sorar: ”-Ne oldu usta” diye.
Ustası bitkin ve yıkılmış bir hâlde “-Ankara’ ya gönderdiğim meyve kamyonu
devrilmiş. Bütün hafta bu iş için plan yapıyordum. Gitti büyük servetim.” dedi.
Ali de bu duruma üzülmüştü ve ustasını teselli etmeye çalışmış başarılı
olamamıştı. Başarılı olması mümkün mü? Servet gitmiş…
Ali yarı şaşkın, yarı üzgün olarak halden
ayrılıyordu. Aklına ev sahibi ve kira geliyordu. Acaba kirayı nasıl ödeyecekti.
Bir an içini bir sıkıntı sarmıştı ama, Ali her zamanki gibi Allah’ a şükretmeye
devam ediyordu. Bu şükür sırasında aklına Cuma Namazı geliyor ve evinin
yakınındaki camiiye yürüyordu. Ama evinin yakınlarındaki camiiye yetişememişti.
O yüzden Cuma Namazı’nı başka bir camiide eda etmeye koyuldu. En yakınındaki
camiiye varıp abdest almaya koyuldu ve içeriye(camiiye) girdi. Ezan vakti
gelmiş ve neredeyse okunacak olmuştu. Ezan okunmuş ve Ezan Duası edilmişti. Ali etrafa bakınırken
müezzin yerinin boş olduğunu gördü ve hemen o boşluğu doldurdu. Camii imamı da
rahat bir nefes almıştı. Çünkü; camiilerinin müezzin eksikliği vardı.
Sonunda Ali’ ye sıra gelmişti. Ali kamet getirirken tüm
cemaat şaşırıyordu. Çünkü; bu denli güzel sesli birini ilk defa dinliyorlardı.
Namaz kılındı ve cemaat dağılmaya başladı. Dağılan cemaatin çoğunluğu Ali’nin
yanına gelip Cuma’sını tebrik ediyordu. Bu tebrikin yanında da o güzel sesini,
kıraatini övüyorlardı. Ali, aile terbiyesinden dolayı hiç böbürlenmeyip
şımarmıyordu. Tüm cemaat dağıldıktan sonra, imam, Ali’nin yanına geliyor ve sesini çok beğendiğini
söylüyordu. İmam, Ali’ye: ”-Ne iş yapıyorsun, okuyor musun?” diye sorar. Ali de:
“-Hayır, efendim okulu lise son sınıfta bıraktım.” der. İmam: “-Neden?” der.
Ali: “-Ailemi yitirdikten sonra tutunamadım, o yüzden dördüncü sınıfı da
bitirdikten sonra devam edemedim.” der. İmam bu duruma üzülür ve: “-Hangi
Liseyi bitirdin?” diye sorar. Ali: “-İmam-Hatip Lisesi’nde” diye cevap verir.
İmam “-Şu an ne yapıyorsun?” diye sorar. Ali de “-Halde çalışıyordum ama
ayrıldım oradan.” diye cevaplandırır; soruyu. İmam: “-Bak evladım burada
müezzin eksikliği var. Burada müezzinlik yapmanı isterim. Ha bir de öğrencilere
Kur’ an eğitimi verilecek. Eğer kabul edersen gel başla. Bana diplomanı getir
ben müftüyle konuşur
hallederim.” der. Ali bu duruma çok sevinir ve bu teklifi kabul eder.
Diplomasını getirir ve imama teslim eder. Artık Ali müezzin olmuştu. Bir
süreliğine… Hem burada parasını da alıyordu. İmam bir gün Ali’nin diplomasını
alır ve iyice inceler. Bakar ki notu gayet iyidir, kendi kendine: ”-Bu çocuğu ülkeye
kazandırmalıyız. Bu çocuk okur.” der ve Ali’ ye bu konuyu açar ama Ali, soğuk
bakar bu duruma. Çünkü; para gerekliydi bu iş için… Ali “-Olmaz hocam, zordur” dedi.
Gel zaman git zaman,
imam, Ali’yi ikna etmişti. Çünkü; Ali’nin okumasına yetecek kadar burs
bulmuştu. Ali bu çabanın hakkını vererek, iyi bir ilahiyat fakültesi kazanır ve
burada öğrenimine devam eder.
Çok emek harcayan; Ali, artık büyük bir alim
olmuş ve yaşamına; Allah’ a şükretmek ile devam etmişti…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder